Hobbit Türkiye'de Çekilseydi

                                                        Yüzük Yelleri Part 1 

Smaug adlı ejdarhamızı hobbitler uyandırırlar. Uykusunu alamadan uyanan ejdarha çok sinirlidir. İnsanların köyüne doğru gider, tam ateş fışkırtacağı sırada bir de bakar ki insanlar çok fakirdir. Bunların fakir hallerine acıyan Smaug geri mağaraya döner ve altınların hepsini eritir. Sonra bunların bir kısmını insanlara dağıtır. Buna sevinen halk Smaug'u başkanları yapar. Bu sırada Gri Gandalf hacdan yeni dönmüştür. Sauron'da günahları için af dileyip hak yoluna yöneldikten sonra affedilmiş ve serbest kalmıştır. Elflerin tarafında ise karısının ölümüyle yıkılan Kral Elf atalarının mücevherlerinin peşine düşer. Legolas, kızıl elf kızına açılamamanın verdiği üzüntüyle kendini savaş meydanlarına iter. Bu sırada Kızıl Elfimiz ise Cüce ile yasak bir aşk yaşamaktadır.


İnsan ırkından olan Okçu Bard, Smaug'un bu hallerinden şüpheye düşer. Ve bu iyiliğin altında yatan sebebi aramaya başlar. Aslında Smaug'un amacı kendine Aksaray yaptırıp, mağaradan kurtulma ve insanlara eski atalarının gelenekleri ile hükmetmektir. Bard'ın bunu öğrendiğini duyunca çok sinirlenir ve onu herkesin önünde cezalandırmak için insanların köyüne gider. Bard'ı arayarak, her yeri yakar yıkar. Bu sırada Bard onu kalbine attığı okla öldürür. Elf kızımız da yardım için oradadır. Cücelerin gitmesi gerekmektedir. Tam elf kızda aşığıyla gidecekken Legolas gelir ve onların konuştuklarını görür. Kıskanç bir erkek olan Legolas Elf kıza karşı Ağalık yetkisini kullanır ve cücenin yanından alır. Cücemiz yapayalnız biçare düşer yollara. Tabi yola çıkmadan önce kızıl elfe bir taş verir ve Elf kızımız buna trip atar ' bana bunu mu layık görüyorsun' diyerek. Legolas bu durumdan faydalanır ve Elf kıza gel Hanımağam ol, halkı birlikte yönetelim der. Kızıl elf düşünmem lazım diyerek havalara girer. Birlikte kuzeye doğru yola çıkarlar. İnsanları bir araya toplayan Bard'da onları alır  ve Smaug'un mağarasına doğru gider. Cücelerin onlara yardım edeceğini zanneder ancak cüce kralı Meşekalkan maalesef kindarın tekidir. Bundan yıllar önce...

Kardeş Ve Dost Arasındaki Derin Uçurum

Hayatımız çoğu zaman iki bölümdür. Ondan önce ve ondan sonra diye ayırırız bunu. Kimisi için hayatının aşkı bu dönümü oluştururken kimisi içinde atlattığı bir hastalık oluşturabilir. Benim içinse bu dönüm kardeşimdir.
Hayatım boyunca çok insana arkadaşım, dostum dedim. Ancak kardeşlik bağının bundan üstün olduğunu da hep bilirdim. Kardeşim dediğin insan senin kanından olmayabilir ama canındandır. İkizin olmadığı gibi senin canın yandığında onunki de yanabilir. Çünkü gerçek kardeşlik iki ayrı vücutta tek beden olabilmek ve o vücutları siper yaptığında her türlü sıkıntı karşısında bir kale gibi durabilmektir. 

Peki ya dostluk nedir?

Dostluk, hayatına yeni aldığın ve güvendiğin birinin senin arkandan iş çevirinceye kadar yüzüne güldüğü süredir. Birlikte iyi vakit geçirirsin, gülersin ama ağlayamazsın. Çünkü dostluk başkasının çocuğuna bakmak gibidir. Ağladığı zaman bırakıp kaçmak istersin. Herkesle dost olunabilir. Ancak birine dost dediğinde arkandan çevireceklerine de hazırlıklı olmak gerekir.

Peki dostluk ve kardeşlik arasındaki o fark nedir?

Kardeşin iyi günde yanında olup olmamayı takmaz onun için önemli olan kötü günde yanında olmaktır. Dost kötü gününde yanında olmaz. iyi gününde vardır.

Kardeş, bazen hayatında hiç olmaz bazende tek bir kişidir. Dost, çevrendeki herkes olabilir.

Kardeş, sana yanlış yapmadığı gibi buna tenezzül edeni de harcama kapasitesine sahiptir. Dost ise senden çok sonra tanıdığı biri için seni silip geçebilir.

Kardeş, seni korur kollar. Dost, seni yıkar geçer.

Bunların ışığında şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki bütün dostlarıma teşekkür ederim. Bana güvenin kolay kazanılmadığını, herkese bahşedillmemesi gereken bir şey olduğunu öğrettikleri için. Beni büyüttükleri ve bütün yıkımları tattırdıkları için. Arkamdan iş çeviren bütün herkese çok teşekkür ederim bana dürüstlüğümü ve saflığımı hatırlattıkları için.

Ve kardeşim sana çok teşekkür ederim, bütün bunlara karşı benimle omuz omuza durduğun için.

İstasyonlar Arası Yolculuk




İnsan hayatlar arasında dolanır. Birinden ötekine geçer durur. Kimi zaman bir hayatta mola verir, yorgunluğunu atmak için. Hep orada kalacağını düşünür kimi zaman. Ancak o sadece bir tren istasyonudur. Trenin geldiğinde binip bir sonraki istasyona geçersin. 


Ben senin için kaçıncı istasyondum bu hayat denen yolculukta? Oysa sen benim trenimdin. Hiç gelemedin seni beklediğim o yalnızlar istasyonuna. Kara treni kimse sevmedi çünkü o hiç vaktinde gelmezdi. Oysa ben Kara trenleri bile bana seni  bir gün getirir diye sevdim. 



Sen sevmezdin uzun yolculukları. Uçağın gidebildiği yerlere trenle gitmedin hiç. Hep kestirmeleri seçtin sen. Ben seni uzun uzadıya sevmiştim oysa. 



up